|Refleks|-Oyun,Tasarım,Film,Program,Tek link,İndir


 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 ELEMENT-ATOM

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
serezo
Yönetici
Yönetici
avatar

Ruh Hali :
Mesaj Sayısı : 952
Rep Puanı : 8923
Teşekkür Aldı : 0
Kayıt tarihi : 29/10/09
Nerden Nerden : Kocaeli/Gebze
İş/Hobiler İş/Hobiler : MEsaj atmak :D
Lakap Lakap : Sezo

MesajKonu: ELEMENT-ATOM   Salı Kas. 24, 2009 1:53 pm


  • (M.Ö. 483-423)
    Empedokles; bu güne kadar varlığından bahsedilen üç elemente (su, hava
    ve ateş) birde toprağı ekler. Bu dört maddenin çeşitli oranlarda
    birleşmesiyle diğer maddelerin oluştuğunu, ayrışmasıyla da maddelerin
    değiştiğini savunur. Empedokles, “evrendeki hiç bir şeyin yok
    olmadığını sadece dönüşüme uğradığını (kütlenin koruma kanunu)
    savunur.”

(1214-1294), Roger Bacon: Ingiltere'nin Somerset kentinde
doğmuş ve Oxford üniversitesinde okumuş bir Fransisken rahibidir. Paris
Üniversitesinde kaldığı onbeş yılda, Aristoteles, el Razi, ibn-i Sina
ve ibn-i Rüsd'ün Latinceye çevirilen yapıtlarını incelemiş ve
yorumlamıştır. Doctor Mirabilis (Mucizevi doktor) lakabıyla ün yapan
Bacon, tarikat baskısı nedeniyle önceleri uzun süre çalışmalarını
yayınlayamamıştır. Sonunda Papa IV.Clement'in desteği ile yazdığı “Opus
Major” adli kitabında çağının hemen hemen tüm bilgilerini özetlemiştir.
Koruyucusu olan Papanin ölümüyle başı yeniden derde giren bilgin, ibn-i
Rüsd’ün düşüncelerini de desteklediği öne sürülerek Dominikenlerin
baskısıyla atıldığı hapiste 17 yıl kalmış ve orada ölmüştür.
Demokrit (M.Ö. 460-370); Buğdayın bölünerek una dönüşmesi, büyük kum
taneciklerinin ufalanmasını, hatta en saf madde olan altının bile
aşınmasını görüyor, öyleyse atom; “maddelerin bölünemeyen en küçük
birimi olmalıdır,” fikrine götürüyordu. Ona göre hareket, hem
maddelerin hem de onların en küçük tanecikleri olan atomların
özelliğidir. Madde başlangıçsız ve sonsuzdur. Hiç bir şey yoktan var
edilemediği gibi, vardan da yok edilemez (madde ve enerjinin korunumu
kanunu).
Theophrastus Bombastus von
Hohenheim (1493-1541); yaklaşık 1500 yıl egemenliğini sürdüren
simyacılık akımına karşı çıkarak ilaç kimyası (iatrokimya) çığırını
açan bir bilgindir. Yirmi yaşında Tirol madenlerinde çalışmaya başlamış
ve burada ünlü simyacı Sigismund Fugger ile tanışarak simya bilgilerini
geliştirmiştir. Viyana üniversitesinde tıp eğitimini tamamladıktan
sonra gittiği Ferrara üniversitesinde, eski ustalarını eleştirildiği
bir ortamla karşılaşması, tıp ve simyaya ilişkin görüşlerinin
belirlenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Burada adını değiştirerek,
Roma'lı ünlü tıp otoritesi Celsus'dan daha üstün anlamına gelen
“Paracelsus” takma adini almış ve bu adla ünlenmiştir. Çağını
geleneklerine uyarak pek çok ülkeyi ve İstanbul'u gezen bilgin,
sonraları yerleştiği Basel ve Strasbourg'da kent hekimliğine atanmıştır

“Bir
yandan simyacıların görevlerinin adi metalleri Altına dönüştürmek
olmayıp, tıbba hizmet için ilaçlar hazırlamak olduğunu öne sürmüş; bir
yandan da çağındaki hekimleri eski ustaların yazdıklarını gözü kapalı
uygulayan bilgisizler olarak nitelendirmiştir.”
Aristo (M.Ö. 384-328): Antik çağın en etkin ve
en büyük otoritesi olan Aristo ve onun izleyicileri; maddenin atomlu
yapıda olduğu görüşünü küçümseyip maddelerin bir “yüksek aklın”
görüntüleri olduğunu savundular. Aristo’ya göre yüksek aklın kurduğu
evrende her şey, topraktan doğup toprağa dönerdi. Bu dönüş zinciri;
toprak→ateş→hava→su ve yeniden toprak şeklindeydi.” Soğuk ve ıslak (su)
sıvı, soğuk ve kuru (toprak) katı, ıslak ve sıcak (hava) gaz, kuru ve
sıcak ateşi (ateş) ateşi oluşturur.


  • Simyada metallerin dönüşümüne inanan Bacon,
    kimyayı iki kategoriye ayırır: 1) Spekülatif kimya: Her türden metal,
    mineral, bileşik gibi maddelerin elementlerinden oluşumuyla ilgilidir.
    Bunlar, Aristoteles ve Latin düşünürlerinin bilmedikleri bilgilerdir.
    2) Pratik kimya: Simya sanatı yardımıyla, içlerinde Altın da olmak
    üzere her tür maddenin damıtma, süblümleştirme, kalsinleme vb. yollarla
    nasıl elde edileceği ile ilgilidir.



  • Simyadaki bu gelişmeler, yani metalorojinin
    gelişimi ile altın, gümüş, cıva gibi elementlerin sentezlenmesiyle eski
    element kavramı yavaş yavaş kafaları kurcalıyordu. Belki artık toprağa
    madde denilmiyordu ama parçalanması zor olan bazı tuzlar bir element
    olarak düşünülüyor ve uzun yıllar öyle kabul ediliyordu.



  • Bu arada bulunan altın, cıva ve kurşun gibi elementler belli geometrik şekillerle sembolize edilmeye de başlanmıştı.


  • Elementler üzerindeki çalışmalar iatro kimya(İlaç
    Kimyası) çağında da ve flojiston kimya (Yanma) çağında da devam etti.
    Van Helmont (1577-1634) , “Gazlarla buharlar arasındaki ayrımı soğukta
    sıvı hale geçenleri buhar adıyla ayırarak ortaya çıkaran bilgin; çok
    farklı gazlar olduğunu öne sürerek, havanın tek türden bir cisim olduğu
    düşüncesine de ilk kez karşı çıkmıştır.” Van Helmon; Yanma sürecinde
    su, duman ve ateşin kaybolup

Johnn Joachim Becher (1635-1682) ve
öğrencisi; Georg Ernest stahl (1660-1734) yanma olayını açıklamak üzere
filojiston kuramını ortaya attılar.Buna göre; Yana bilen maddeler
filojiston (alev ilkesi) maddesi içeriyor. Yanma sırasında filojiston
maddeyi terk ediyordu. Bu sebeple filojistonlu maddeler iyi yanıyor,
filojistonsuz maddeler yanmıyordu. Aslında bu düşüncenin temelleri çok
eskilere dayanıyordu. Maddelerin ruhu, filojiston denen bu maddeydi.
Yandığında madde ölüyor, ruh alev şeklinde ayrılıyordu.
geriye
külün yani toprağın kaldığını, havaya karışanların ise "Gas Sylvestre"
adli bir ruh olduğunu öne sürmüş; ancak bu süreçte havanın tümünün
değil, ancak bir kısmının harcandığını da saptayabilmiştir. Tarihte ilk
defa terazi ve tartı kullanması açısından Van Helmont çok önemlidir.


  • Bu arada bulunan ve sentez edilen yeni bileşik ve elementler eski element inancını temellerinden sarsıyordu.


  • R.Boyle deneylerle ifade edemese de ilk “Kimyasal
    Element” kavramından bahsetti. “Bir madde eğer tam bir homojenlik
    göstermiyorsa, belli maddelere ayrışa biliyorsa, o gerçek bir element
    değildir.” Bu tanım o günlerde çok iddialı bir tanımdı.



  • Joseph Priestley; (1733-1804; Çeşitli kimyasal
    maddelerden havayı ayırmak için yaptığı deneylerden birinde, içine
    kırmızı çökelek adıyla bilinen (HgO) Cıva II oksit koyduğu ve dev
    büyüteçlerle ısıttığı kaplarda bu maddeden bir tür havanın (gazin)
    kolayca ayrıldığını görmüştür. Bu hava suda pek fazla çözünmemekte,
    kendisi yanmadığı halde, içine konan bir mumun alışılmadık şiddette
    yanmasına neden olmaktadır. Filogiston kuramına bağlı olan bilgin,
    çeşitli maddelerin normal havada orta alevle yanarken bu gaz içinde
    şiddetle yanmasını hiç filogiston taşımadığı ile yorumlayarak, elde
    ettiği gaza "Filogistonsuz hava" adini vermiştir. Yeşil bitkilerin de
    O2 gazı ürettiğinden eserlerinde bahsetti. Yeşil bitkilerin hayatın
    devamı için şart olduğunu eserlerinde yazdı.



  • İçinde bu gaz bulunan bir farenin, kapta normal
    hava olduğundan iki kat uzun süre yaşadığını saptayınca, denemeyi kendi
    üzerinde yapma cesaretini de göstermiştir. "Buharı solumayı kestikten
    bir süre sonraya kadar, göğüste garip bir hafiflik ve rahatlığın
    sürdüğünü" yazarak, tıpta kullanım yollarının aranmasını
    öğütlemektedir.



  • Böylece oksijen gazı elde edilmiş oluyordu.
Oksijen gazının eldesi Filojiston Çağını sona erdirdi ve element kavramı üzerine yeni boyut kazandırdı.


  • Bu gün biliyoruz ki Element; Aynı cins atomlardan meydana gelmiş saf maddelerdir.


  • Elemente kimyasal özelliklerini kazandıran yegane
    faktör, proton sayılarıdır. Elementler milyonlarca aynı cins atomların
    bir araya gelerek oluşturdukları saf maddedir. Bir elementin tüm
    atomlarının proton sayıları kesinlikle aynıdır, ancak nötron ya da
    kütle numaraları bir birinden farklı olabilir. Elementler sembollerle
    gösterilirler.

ETKİNLİK
Burada
orta okul bilgilerinin hatırlatılması açısından, tüm öğrencilerden bir
periyodik tablo örneği istenir. Bu tabloda metaller, a metaller, yarı
metallerin yerleri göstertilir. Ayrıca önemli metalle r( 1A,2A ve B
grubunda I. Sıra, yarı metaller ve A metaller tablo üzerinde
yazdırılarak bu elementler kavratılır.
SEMBOL: Elementlerin Latince isimlerinin baş harfinin büyük harflerle,
ihtiyaç duyuluyorsa ardından gelen diğer harflerinden birinin küçük
harflerle gösterilmesiyle oluşturulan sigmeye SENMBOL denir. ÖR;
He,Ne,Ar…gibi. ( Sadece tungesten için kullanılan W harfi, almanca adı
olan wolfram’dan türetilmiştir.) J.J.Berzellius (1779-1848) ; Bu gün
kullandığımız, alfabedeki harflerden türetilen simgeleme yöntemini
bulmuştur.





Fransız kimyacı.
Lavoisier bilim dünyasında en başta yanma olayına ilişkin geliştirdiği
yeni kuramıyla ün kazanır. Ayrıca, deneylerinde, özellikle ölçme
işleminde gösterdiği olağanüstü duyarlılık, kendisim izleyen yeni kuşak
araştırmacılar için özenilen bir örnek olmuştur. Kimya; dil, mantıksal düzen ve kuramsal açıklama yönlerinden bilimsel kimliğini Lavoisier'e borçludur

--------------------ÜYENİN İMZASI--------------------
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
ELEMENT-ATOM
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Atom PhotoBlog

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
|Refleks|-Oyun,Tasarım,Film,Program,Tek link,İndir :: Eğitim E-Book :: Kimya-
Buraya geçin: